Renk kanaryaları; Lipokrom ve Melanin adı altında iki ana gruba ayrılırlar.
Lipokrom Türler;
Lipogrom ifadesi melanin pigmentinden tamamen yoksun olan kuşları belirtmek için kullanılır.
Cins kanarya yetiştiricileri için temel renk ikinci derecede önem taşırken, rengin saflığı birinci derecede önem taşır. Renkli kanarya yetiştiriciliğinde bu durum farklıdır; normal olmayan renk üretiminde mutasyondan çok hibriditasyon yöntemi önemli itici güçtür. Bu yüzden, biz stokumuzda deneysel amaçlarla sadece orijinal temel renk olan sarıyı değil, ayrıca iki beyaz mutasyonu ( dominant beyaz ve resesif beyaz ) ve doğal olmayan kırmızıyı bulunduruyoruz. Bunlara fildişi (ivory) mutasyonu da eklenince renkli kanarya yetiştiricilerinin üzerinde çalışabileceği sekiz olasılık olduğu ortaya çıkmaktadır.
Sarı
Vahşi kanaryanın orijinal rengi sarıdır ve sarı renk ilk evcil kanaryalarda 20. yüzyılın başlarında “siyah kukuletalı kırmızı siskin” (black –hooded red siskin) (spinus cucullatus) üzerinde kırmızı lipokrom unu arttırmak için yapılan deneylerin başlamasına kadar sadece cins kanaryaların tüm formlarında değil, ayrıca renkli kanaryalarda da en önemli rengi oluşturmuştur. Renkli kanaryalarda ki etkisi her ne kadar azalmışsa da önemini korumaktadır. Cins kanarya variyet elerinde ise temel renk olmaya devam etmektedir.
Sarı orijinal temel renk olmasına rağmen sergi için arzu edilen tona sahip türleri üretebilmek zordur. Bundan sonra en çok tercih edilen renk parlak yeşil-sarıdır ve bazen citron(ağaç kavunu)-sarısı olarak adlandırılır. Kuş bu renge ancak kahverengi azaltan mavi faktörü taşıyorsa ulaşabilir. Bahsettiğimiz gibi kanaryaların “clear” VARYETELERİ yeşil renkli kuşlardır ve bunlarda herhangi bir sebepten dolayı melanistik pigment oluşumu engellenmiştir. Buna karşın kuşun genotipinde hem eumelanin siyah hem de phaeomelanin kahverengi pigmentleri üreten genler mevcuttur. Kalıtım modellerini açıklamaya çalışırken bir tek genin mutasyonundan söz ederiz ancak pratikte bu melanin pigmentlerinin üretiminden sorumlu bir çok gen vardır. Optik(görsel) mavi faktöre sahip bir kuş kahverengine oranla daha fazla siyah renk üreten genlere sahiptir. Bu durumda tüm temel renkler parlak görülür.Dağılım oranlarına bakıldığında fazla yaygın olmadığı görülen ve bu arzu edilen özellikleri oluşturan kalıtım modelini korumanın herhangi bir garantisi olmayışı büyük bir sorundur. Ancak belirli kuşların bu arzulanan özellikleri daha büyük oranda taşıdığı görülür. Tüm çiftleşmelerin nesilleri ile ilgili son derece detaylı kayıtların tutulması bu özelliklerin kaybedilmemesi adına şiddetle tavsiye edilir.
İdeal olan anlatıldıktan sonra şimdi de oluşan en büyük hatalardan bahsedelim. Bunlar; çok solgun bir renk, yamalı(parçalı) renklenme, mat sarı renk ve tüylerde turuncu tonlanmalarıdır.
Yamalı renklenme sarı temel renkli kuşlarda pek görülmez çünkü bunlara renk beslenmesi uygulanmasına gerek yoktur. Doğal renkli ve doğal kaynaklı beslenen kuşlarda da çok az rastlanılır.
Soluk rengin görülmesi diyetin içinde yer alan doğal bir madde olan ve kuşlara sarı rengi veren karotenoid luteinin düşük seviyede olduğunu göstermez. Eğer kuş iyi dengelenmiş bir diyet ile beslenmişse rengini otomatik olarak belli eder fakat renk ortaya çıkmıyorsa yem karışımı yeniden düzenlenmelidir. Diyetin yeterli miktarının sade kanarya yemi olmasına ve bunun siyah kolza ( küçük şalgam) ve özellikle kırmızı Brezilya brokolisi olmak üzere sebzeler ile desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Mat renk optik-mavi faktör taşımayan kuşlarda lipokromun karşıt etki gösterdiğini belirtir. Örneğin kahverengini üreten genler siyah rengini üreten genlere baskındır. Mantık olarak bu istenmeyen özelliği gösteren kuşların elimine edilmesi gerekir ancak yetiştirilen en iyi kuşların bir kısmının bu örneklerden üretildiği düşünüldüğünde bu konu üzerinde kesin bir yargıya varmak zordur. Yine çok iyi kayıtlar tutulmalıdır ve yetiştirici kararını bunlara göre oluşturmalıdır.
Kuşlarda turuncu tonlanmalarının oluşması engellenmelidir ve bu yüzden “clear” variyet elerde görüldüğünde eliminasyon önerilir. Sarı temel renkli kanaryalarda turuncu tonlanmalarının oluşmasının iki sebebi vardır: İlk sebep kaza eseri meydana gelmesidir.Örneğin kırmızı temel renkli kanaryalar için kullanılan renklendirme ajanları sarı kanaryaların yemlerine ya da sularına yanlışlıkla karışabilir. Eğer bu durum söz konusu ise tüm stokun elenmesini gerektiren önlemin alınmasına hiçbir şekilde gerek yoktur. Diğer sebep, kuşun homozigot sarı olmayışı ve kırmızı rengin oluşmasına yol açacak bazı genler taşımasıdır. Kendi varyetelerinde meydana gelen yeni mutasyonların az oluşuyla birlikte deneysel yetiştiriciler için amaç mutasyonu sadece dört klasik renge(yeşil, kahverengi, akik (agate) ve isabel) değil diğer tüm temel renklere de transfer etmektir. Kırmızı temel renkli nesilde mutasyon meydana geldiğinde normalde istenmeyen bir proses olan kırmızının beyaz mutasyonlardan biri ile ya da direk olarak sarı ile çiftleşmesi gerekir. Ancak çok özenli tekniklerin uygulanması ile kırmızıdan sarıya olan değişim meyvesini verecek ve ondan sonra bile kırmızı ana renge dönüş beş yıl kadar zaman alacaktır. Bu yüzden bu çiftleşme mümkün olduğu kadar engellenmelidir.
Her yerden temin edilebilecek bol stok sayesinde sarı temel renkli kuşlarla kırmızı temel renkli kuşları çiftleştirmeye gerek yoktur. Bu yüzden bu çiftleştirilmelerin yapılmaması ve turuncu tonlanmaları görüldüğünde bu kuşların elimine edilmesi tavsiye edilir.
Kırmızı
Kanaryalarda bugüne kadar kabul edilen en popüler temel renk kırmızıdır.Mutasyon sırasında oluşan iki beyaz temel renkten farklı olarak, kırmızı temel rengi hibriditasyon yolu ile elde edilmiştir. Deneysel yetiştiriciler kanaryalarında kırmızı lipokromu üretmeyi hedefleyerek işe
siyah kukuletalı kırmızı siskin (spinus cucullatus) erkeği ile dişi sarı kanaryayı çiftleştirerek başlamıştır. Bu çiftleşme sonucu meydana gelen dişilerin kısır olduğu ve sonuç olarak işe yaramaz oldukları ortaya çıkmıştır. F1hibrit erkeklerde sınırlı fertiliteye rastlanmış ve bunlar sarı dişiler ile geriye birleştirilmişlerdir. F2 hibritindeki arayış siskin genlerinden sonra azalmıştır. Bu çiftleştirmenin sonucu oluşan dişilerden sarı temel renkli dişiler siskin atalarından miras kalan gen havuzunu düşürmüşlerdir.
F3 dişilerin küçük bir kısmında kısırlık tespit edilmiş ve bundan sonra renk elde etmek için, karışık bir iş olan seçici yetiştiricilik başlamıştır.
Günümüzde “kırmızı faktör” elde etmek örneğimizde göreceğiniz gibi resesif beyaz ile çiftleştirme yapılınca göreceli olarak daha kolaydır. Bu durumda bile elimizdeki sınırsız kırmızı kanaryalara rağmen amacımıza ulaşmamız beş altı yıl sürebilir. Buna bakarak atalarımızın amaçlarına ulaşmak için gösterdikleri sabrı ve harcadıkları zamanı siz tahmin edin. İkinci dünya savaşının deneyleri yavaşlatması hatta durdurması ile serbest bir şekilde birlikte yetiştirilen kanaryaların tam olarak ne zaman kırmızı renkte olmaya başladıklarını kestirmek zordur. Bu arayış sentetik renklendirme ajanlarını içeren beslenmenin serbest bırakıldığı 1960’ların ortalarına kadar sürmüştür. O zamana kadar toprakta yetişen doğal ürünler dışında herhangi bir maddenin renk beslenmesi amacıyla kullanılmamasına izin verilmemiştir. Kanaryanın temel rengi renk üretiminden sorumlu genler tarafından kontrol edilir. Bu renklenme kuşun yediği yemlerden ileri gelir. Normal sarı renkli kanarya rengini yemindeki karotenoidlerden alır. Sarı renk xanthopyll, kırmızı renk ise karoten adındaki pigmentlerden kaynaklanır. Kırmızıdan sorumlu genin her iki pigmenti de kullanıp kullanmadığı bilinmese de sarıdan sorumlu genin renk kaynağı olarak karoteni kullandığı doğrulanmıştır. Diyetinde karotenoid bulunmayan kanaryalar hangi temel renkte olurlarsa olsunlar beyaza döneceklerdir.
Bilinmektedir ki, karo ten içermeyen yemle beslenen siskin erkekleri renklerini kaybetmektedir. Bu da göstermektedir ki kırmızı temel renk genetik makyajın yanı sıra diyete de bağlıdır. İlk kırmızı kanarya yetiştiricileri, yüksek oranda karoten içeren doğal kaynaklı yemleri bulabilme sorunu ile karşılaşmışlardır. Yapılan analizlere göre pek çok sebze ürününden sadece altı tanesin 100 ppm (milyonda bir kısım) karoten içerdiği saptanmıştır ve bu altı üründen yalnızca üç tanesi kuşlar tarafından tercih edilmiştir. Bu üçünün arasında yer alan ve 120 ppm karoten içeren havuç en kolay elde edilendir ancak bu sebzenin sıvı da dahil herhangi bir formda verilmesi sonucunda görsel olarak kırmızı kabul edilebilecek kanarya hiçbir şekilde elde edilememiştir. Diğer yüksek karoten içeren iki ürün de -160-250 ppm içeren kuru ot ve 117 ppm içeren otlar – verilmiştir ancak elde edilen sonuçlar yetersizdir. %10 oranında karoten içeren suni renklendirme ajanlarının kullanılmaya başlanılması ile birlikte gerçek kırmızı kanaryaların elde edilmesi rüyası gerçek olmuştur. Bu ürünler ilk tanıtıldıklarında kuşku ile karşılanmıştır. Bu suni ürünlerin kuşta doğal olarak bulunan kırmızı renk üretebilme kapasitesini engelleyebileceği düşünülmüştür. Ancak sarı ve beyaz temel renkli kuşlarda yapılan testlerin sonucuna göre eğer bir kanarya kırmızı renk üretiminden sorumlu genler taşımıyorsa önerilen renklendirme ajanından ne kadar alırsa alsın kırmızı renge sahip olamayacaktır. Belki de yıllar önce yetiştiriciler kırmızı renk adına ulaşılabilecekleri son noktaya ulaşmışlar ama sonuçtan tatmin olmamışlardır. Kesin olan şudur ki son 20 yılda bu konuda çok az ilerleme kaydedilmiş ve ulaşıla bilinecek son nokta eğer hala ulaşılamamış olduğu düşünülüyorsa bile çok yakındır.
Tüy dökmeleri sırasında suni renklendirme ajanları ile beslenen kuşların özellikle baş çevresinde olmak üzere mat kırmızı, mor ya da kahverengine dönüştükleri izlenmiştir. Yazar ve ilişkide olduğu yetiştiriciler yaptıkları çalışmalara bakarak fazla miktarda renklendirme ajanı kullandıkları deneylerde oluşan mat ya da alternatif renklenmelerin, kullandıkları ajanlardan değil kuşun genetik yapısından ileri geldiğini anlamışlardır. Örneğin parlak kırmızı görünen kuşlar optik mavi faktöre sahipken, mat görünenlerin genetik yapılarında yüksek oranda kahverengini üreten gen bulunur. Üzücü bir durum dur ki çok az sayıda deneysel yetiştirici kalmıştır ve sonuçta daha fazla çalışma yapılmadan bu teoriyi doğrulamak mümkün değildir. Ancak şu da bir gerçektir ki; bir kuş asimilasyonunun en üst noktasındakinden daha derin bir renge sahip olamaz. Rengi kontrol eden genlerin kalıtımı bir kanaryanın maksimum renklenme miktarının kontrolünde etkili olabilir ve yetersiz beslenen bir kuş asla daha iyi beslenen bir kuş kadar iyi bir renge sahip olamaz.
Renk konusu tartışılırken iki noktaya daha değinmek gerekir. Birincisi diyetin etkisidir. Bir kanaryanın diyetinin büyük bölümünü tohum karışımları oluştururken suni renklendirme ajanlarının kullanılmaya başlanması ile daha az öneme sahip olmuştur.Kırmızı kanarya yetiştiricileri için eksi puan sayılan birçok faktör sarı kanarya yetiştiricileri için artı puandır. Kolza( küçük şalgam), devedikeni ve kenevir tohumları sarı renk üreten karotenoidi bol miktarda içerirken yulaf tohumları hiç içermezler. İkinci değinilmesi gereken nokta ise kuşun bulunduğu çevredir. Her ne kadar bunun bir söylenti mi yoksa gerçek mi olduğu bilinmese de kuvvetli güneş ışığında tüy döken kuşların renginin kısmen ağardığı ve direk güneş ışığına maruz kalmayan bir ortamda tüy döken kuşun rengi ile aynı koyuluğa sahip olmadığı söylenir. Bu teoriyi çürütecek bir kanıt olmadığı için dikkate alınmasında fayda vardır.
Dominant Beyaz
17. yy. a kadar geriye gidildiğinde kayıtlar göstermektedir ki beyaz temel renkli kanaryalar mevcuttur ve kalıtım özellikleri ile ilgili çok az çalışma yapılmıştır. Bu kuşların ya da daha sonra Alama stoklarında ortaya çıktıkları kaydedilenlerin bizim şimdi adlandıracağımız dominant beyazlar mı yoksa resesif beyazlar mı olduklarını bilmiyoruz. 1920’lerin sergilerinde dominant beyaz ile karşılaşıyoruz. Ancak kuşun yeni spontan bir mutasyon mu olduğu yoksa uzun zamandır süregelen bir döl mü olduğu kayıtlarda yer almıyor. Adından anlaşıldığı gibi beyaz kanaryanın bu versiyonu dominant heterozigot versiyondur ve bu yüzden lipokrom renklenmesinin tüm diğer formları üzerinde baskındır. Sonuç olarak bir kuş dominant beyaz olsun ya da olmasın bu faktörü taşıyamaz. Bu kalıtım modeli intensive (intensive: yoğun, sık tüyler) tüyler içinde aynıdır.
Resesif Beyaz
Resesif beyaz mutasyon homozigot resesif versiyondur yani faktörün görünmesi için sorumlu her iki genin mutasyona uğramış olması gerekmektedir. Dolayısı ile beyaz dominant karşılığından farklı olarak, resesif beyaz faktör eğer faktörü taşıyan yada gösteren bir eş ile çiftleştirilirse beyaz bir kuş meydana gelebilir. Bu olay aşağıdaki tabloların incelenmesi ile görülebilir.
Fildişi
1950’li yıllarda Hollandalı P.J.Heider normal intensive ( yoğun) kırmızı ile normal olmayan intensive kırmızıyı birleştirerek soluk renkli bir yavru elde etmiştir.Tüy döküm sırasında yavrunun beklenen kırmızı renk yerine pembe renk olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yavru dişidir. Bu testlerle cinsiyet bağlantılı resesif formatı takip eden kalıtım modeli ile bu fenotipi elde etmenin mümkün olduğu kanıtlanmıştır. Bu yüzden başka bir mutasyon saptanmıştır.
Melanin Türler;
Siyah, Kahverengi, Agat ve İzabel olmak üzere başlıca 4 ana grub melanin kendi içinde; Onyx Grubu : Siyah Onyx, Kahverengi Onyx, Agat Onyx Pastel Grubu : Siyah Pastel, Kahverengi Pastel, Agat Pastel, İzabel Pastel Opal Grubu : Siyah Opal, Kahverengi Opal, Agat Opal Cobalt Grubu : Cobalt (Kobalt) Satine Grubu : İzabel Satine Gri Kanat Grubu : Siyah Gri Kanat Eumo Grubu : Siyah Eumo, Kahverengi Eumo, Agat Eumo Topaz Grubu : Siyah Topaz, Agat Topaz İno Grubu : Siyah Pastel, Kahverengi Pastel
Olmak üzere 9 alt grubu ayrılmaktadır.
Kaynak : www.mozaikkanarya.net/turler.html